7 Gece Bölüm 2: Efsanevi Bıçağı Kullanmak 3. Kısım


Okuldan sonra.
“İyi çalışma---“
Tenis pratiğim bitince, diğer ilk yıllara katıldım ve tenis kortunu geride bıraktık, tenis malzemelerimizi kulüp odasına bıraktık ve zaten okul formalarımız üzerimizdeydi. Ne zaman takımla bir kulüp aktivitesi yapsak, tren istasyonuna yürürdük ya da çabucak eve dönerdik, ama bugün okul binasından saptım ve küçüklerin alanını ziyaret ettim.
“Ah şimdi, şimdi.”
Kızlar Lakros takımını altı aydır koştuğum yerde buldum. Yakalarındaki kıvrımları karşılaştırınca, üniformalı kızlar geçici alanda koşuyorlar, birbiriyle kesişen elleri bir topa uzanıyorlar. Bu arada, dalgalanan etekleri, erkeklerin ilgisini çekiyor. (tozluk giyseler bile).
 “Buldum seni, Akeno.”
 Kızların arasında, Akeno gözle görülür derecede parlıyordu. Yaz sıcağından terlese de, hala canlandırıcı şekilde gülümsüyor. Şu korkunç kız, arkadaşlarının yanında masum yüzünü gösteriyor…
 Bu kulüp aktivitesi biraz sonra biter. O an için, onu beklemek üzere, okul binasında bir gölge aramaya ilerledim.

***
 Kulüp aktivitesinden sonra okuldan çıkmak için bana katıldı. Akeno’nun, çağırmamın üstüne, öğlen boyunca aniden daveti kabul etmesi epeyce uysaldı. Ortaokul ayakkabı raflarından bisiklet park bölümüne (okula bisikletle geliyor) geçtik, okuldan çıkana kadar çok az konuştuk.  Kararımı verdim ve ona bir şeyler sordum.
“Arkadaşlarımın yanına gelince, gerçekten endişelendim.”
Akeno bisikletini iterken, çekingen bir şekilde kabullendi.
“Anlıyorum.”
Anlıyorum. Ben Akeno’yu dışarıda ararken, arkadaşlarıyla beraber çıkmıştı, beni iyice incelediler. Bence dün sabah Akeno’ylaydılar.
“Utandırıcı olmalı…”
“Utandım da…”
“Öğle arası boyunca, ben de utandım.”
“Biliyorum. Yani bunun için yakınmanın bir anlamı yok.”
“Can sıkıcı olduysa, bir daha yapmam.”
“Ama, böyle olursa, iletişimimiz zor olacaktır.”
 Akeno bunu söylerken endişeliydi. Ama, birbirimizle nasıl iletişim kurabilirdik ki? Derin düşünceler içinde başımı eğerken, o bir kez başını salladı,
“Birbirimize telefon numaralarımızı versek?”
Beklenmedik bir teklifti.
“Peki …”
“Telefonun yok mu?”
“Hayır, var, ama…”
“Peki, biz sadece iki gündür tanışıyoruz, bir şeyler konusunda çelişmek istemeyiz, ama…”
“Hayır demek istediğim o değil. Sadece biraz şaşırdım.”
Çünkü muhtemelen her erkeğin aşk itirafını geri çevirecek bir tipti, bence kişisel bilgiler konusunda çok dikkatli olmalıyım.
“Ama bu senin için işe yarar olacak. Bunu yapmak kesinlikle doğru, biliyorsun. Çünkü bana göre bu birbirimizi ilk arayışımız olmayacaktı.”
Bu şekilde, aldırmadığını belli etti. Bana güveniyor mu ya da şartları rahatlıkla özel hayatının üzerinde tutan biri mi? Peki, muhtemelen sonuncu seçenek…
“Peki, birbirimizin adresini almadan geçmedik. Bu durumda sorun yok derim.”
Telefonlarımızı çakardık, telefon numaralarımızı ve e-mail adreslerimizi birbirimize verdik.
Okuldan kaçtık. Nanaobi İstasyonu’na doğru alışveriş bölgesinden geçtik.
Bu arada Akeno’nun evi bu yönde. Muhtemelen Shiraishi-cho’da yürüyerek 45 dakika civarı.
“Ve benim evim okulun kuzeyinden 15 dakika. Basitçe söylersek, yürüyüşe bir saat ayırdık.”
“Bu makul bir uzaklık. Ve bizim gibi aynı rüyayı deneyimleyenler de ….”
Anlamadığım başka bir şey var. Rüyama ikişer kez çocuk parkında başladım, ama Akeno muhtemelen iki kez de Suijou Akademisi’ndeydi.
“Başlangıç konumumuzun aynı yerde olmasının nedenini merak ediyor musun?”
“Hatırladım da, eşyalarımız da sabit değil mi? İkidir üniformam üzerimde …?”
“Bende de bu üniforma var. “Okul ve üniformayı” anlayabiliyorum ama “Park ve üniforma” bir gizem … Konum ve eşyalarımız iki farklı konu mu?”
Okul üniformalarımızla olmamızı anlayabiliyorum. Bize göre, çoğu zaman üniforma giyeriz, muhtemelen bu duruma aşina olmakla alakalı. Ama başladığımız yerlerin nedenini anlayamıyorum. Okullar çocukların parkı olabilir… Orada anılarımdan gelen bir yer olmalı, ama bu yer eski düşüncelerime ait. Doğrusunu söylemek gerekirse rüyamda gittiğim parkı unuttum.
Bu konuyu yarın Teru-san’a soracağım.
Az sonra alışveriş bölgesinden çıkarız. Shiraishi-cho’daydık.
“… … Burada. Bu yerdi.”
Eski arkadaşlarım ve ben, bu yolu eski evimden Shiraishi Ortaokuluna geçmek için kullanırdık. Burada, rüyamda, Akeno ile karşılaştım ve buraya bir canavarı takip ettiğim için geldim.
“Bu gerçekten bir rüyaydı, değil mi?”
Canavarı tamamen duvara çarpmış olarak görmeyi umuyorduk, önceki gibi burada durmalıydı.
“Bana tamamen gerçek göründüler.”
“Haklısın.”
Bir süre sessizce yaya geçidine baktık, daha önce ne olduğunu net bir şekilde hatırladık.
Valkyrie “Tekrar görüşeceğiz.” dedi. Üçüncüsü de olacaktı. Bu geceki sözde rüyada bunun olacağını hissetmiştim.
“Na, Akeno, bu gece buluşabilir miyiz?”
Bunun üzerine de düşünüyor olmalıydı.
“Tamam!”
Sorumu hemen cevapladı.


Çeviri: Anka

World Gate Online--10.Bölüm - Part 2


Haah haah…..haah….”
“O neydi be…Eğer o, küçük ayıysa büyüğü kim bilir ne kadardır.”
Hayvanların gerçek dünyadaki gibi olacağını düşünmek mantıksızdı. Bu bir oyun, öyleyse tabii ki farklı olacaklar.
Bazı canavarlar, yine dünyadakiyle aynı olsa da ne yazık ki onların karşılaştığı farklıydı.
Ayı o kadar büyüktü ki onu alt edebilecek gerçek hayattaki bilgi birikimleri yetmiyordu. Bu yüzden buradaki hayvanların, gerçeklikteki hayvanlarla aynı olduğu fikrini kafadan silip, onu bir [Canavar] olarak görmeye ihtiyaçları vardı.
“Rice, bunla nasıl başa çıkacağız?”
Geeves’ın o kadar büyük bir hayvanın peşinden nasıl gideceklerine dair hiçbir fikri yoktu.
“Her şeyden önce, yeni silaha ihtiyacımız var.”
“Haklısın. Bu hançerlerin ona zarar vermesinin imkânı yok.”
Gardiyana sadece ayıyı bildirmekle yetinebilecek olmalarına rağmen, daha yüksek ödülü istiyorlardı. Bu yüzden, bildirmeyip onu kendileri öldürmek istiyorlardı.
Sadece bu da değil. İkisi de [Küçük Ayı]’nın seviyesine gelene kadar ezik gibi ortalarda dolaşmayı reddettiler ; çünkü bunu korkakça buldular ve öyle olsaydı işin macerası kalmazdı. Böyle de inatçılardı.
Bunları düşünürken, daha iyi ekipman alabilmek için şehir merkezine gittiler.
Hâlâ [Acemi] oldukları için alabilecekleri silahlar sınırlıydı.
Sonunda en yüksek hasar oranına sahip olan kısa kılıcı seçtiler. Kılıç ustası olmayı planlamamışlardı ama tercih ettikleri silahları seçemedikleri için hasar verme oranı en yüksek olanı tercih ettiler.
Sonrasında, ikisi de birer seviye atlayana kadar yeni silahlarını sümüksüler üzerinde kullandılar.
Hâlâ seviye 10 [Küçük Ayı]’ya göre seviyeleri düşüktü. Sekizinci seviyedelerdi, kararlarında sabit kalarak etrafta koşuşturmaya devam ettiler.
Sonunda ayıyla tekrardan yüzleşmeye karar verdiler.
“Ah! Hey! Nereye vurduğuna dikkat et!”
“Sen de! Laan, beni mi öldüreceksin!?”
Sonuç olarak mükemmel uyumsuz bir ekiplerdi.
Canlarını sıfıra düşürmeden önce bu öfkeli hâlden kendilerini çekip sakinleşmeye karar verdiler.
“Tch! Geeves, etrafına biraz daha dikkat etseydin onu öldürebilirdim.”
“He? Hey, kendi hatanı başkalarına yükleme! Yolumun üzerinde olan sensin!”
“Öyle mi!? Öyleyse bu takım olayına son verip neden ayrılmıyoruz?”
“İyi! Sana ihtiyacım yok!”
Takım çalışmaları çabucak yok olmuştu. Anında ayrılmaya karar verdiler.
-       10 Dakika Sonra –
İkisi de başarısız olmuştu.
İkisi de ölmeden önce geri çekilmeyi başarabilse de tekrar tekrar bozguna uğramışlardı ve hiçbir sonuca varamamışlardı.
“…”
“…”
Bununla nasıl başa çıkacaklarını ikisi de bilmesine rağmen, ikisi için de bunu yapması garip kaçıyordu.
Ortamdaki garip sessizlikten sonra sonunda Geeves, sessizliği bozmaya karar verdi.
“…Hey…”
“…Hey…”
“…Başaramadın galiba?...”
“Evet. Sen ne yaptın?”
“…Aynı…”
“…”
“…”
“pft- hahahahahahahahaha!”
“ku-hahahahahahahahahaha!” 
Bu mânâsız konuşmadan sonra kendilerini tutsalar da gülmeden duramadılar.
“Haha, Şu halimize bak. Böyle salak bir şeyle savaşıyoruz.”
“Haha, Aynen. Şimdi napıyoruz?
Bu kez soruyu soran Rice’tı.
“Ne olacak? Tabii ki ayıyı indiriyoruz.”
Böylelikle arkadaşlıklarına kaldıkları yerden devam ettiler.
Aslında birbirlerinden nefret ediyor değillerdi. Söyledikleri onca şeyi aslında kendilerine söylemişlerdi.
İş işten geçmişti ama birbirleri hakkında kötü düşündükleri ve birbirlerini zayıf gördükleri için kötü hissettiler.
Şimdi barışmış olmaları çok güzel ama hâlâ bir problemleri vardı.
“Onu nasıl alt ederiz?”
“…”
Ve ortamı tekrar bir sessizlik aldı.
“Her şeyden öte… İri bir rakibe karşı ne yapabilirsin ki?”
“Bilmem… Küçültsek mi?”
Geeves, ortamı biraz gevşetmek için espri yapmıştı ama Rice, onu azarlamak yerine bu cevabı onaylamıştı.
“Doğru! Neden bunu düşünemedim!?”
“Ne? Hayır, bi dakika… Rice, sadece şaka yaptım. O canavarı nasıl küçültebiliriz!?”
Geeves, kendi kendini terslediği için garip hissetmişti. Yine de bu hissini kendisine saklayarak Rice’ın cevabını bekledi.
“Tabii ki onu küçültmeyeceğiz. Lafın gelişi diyorum… Onun ayaklarını yerden kesmemiz gerek!”
“Hee, Bunu kastetmişsin…Bi saniye… Bu benim zeki olduğumu gösterir, değil mi?”
“Saçmalama. Sen gerçekten ayıyı küçültmekten bahsediyordun. Hem demedin mi şaka yaptım diye?”
“He-Her neyse neyden bahsediyordun?”
Kendini zeki göstermeye çalışan Geeves, Rice’ın acı gerçeği suratına vurmasıyla afallamıştı.
Neredeyse ağlamaklı bir hâlde, Rice’ın planlarını dinlemeye devam etti.
                                                          + + +
“Şimdi, planımızı özetliyorum. Ben daha hızlı olduğum için ayının ayağını keseceğim. Sonrasında sen ona kaya fırlatarak veya aklına ne geliyorsa onu yaparak onun dikkatini kendine çekeceksin. Ve sonunda, işini bitireceğim.”
“Anladım. Umarım her şey yolunda gider.”
“Ağzını hayra aç lan!”
Rice, plânı anlattıktan sonra Geeves onayladı ve tekrardan ayıyla yüzleşmeye yola koyuldular.
“Pekâlâ, işte orada. Başlıyorum.”
Rice, ayının bacaklarını kesmek için haykırarak ona doğru depar attı.
Her şey bir anda gerçekleşti ve şaşkınlıktan ayağının kesilmesine engel olamayan ayı neredeyse düşmüş durumdaydı.
Ayı, karşı saldırıya geçmek için elini kaldırmıştı ki bir taşın ona çarpmasıyla duraksadı.
Taşın geldiği yöne baktığında, elleri taşla dolu olan Geeves’ı gördü.
Geeves, bu şekilde onun dikkatini dağıttığı esnada, Rice, diğer bacağı hedefledi.
“Bir vuruş daha!”
Bunu düşünerek Rice, bir kez daha kılıcını savurdu. Ama hiçbir şey o kadar kolay değil.
*RRRRRRRAAAAAAAAAAAAAAAAAAHHHHHHHHHHHHHHH!!!!!!* 
İkisinin saldırılarından öfkelenen ayı, iki eliyle yeri sarsan bir vuruş yaptı. Bu ufak çaplı sarsıntı, bir anlığın Rice’ın dengesini sarsıp ıskalamasına neden olmuştu.
Bu saldırı aynı zamanda, Geeves’ın da tökezleyip yere düşmesine neden oldu. Böylelikle ayı, kafasına yağan taş saldırılarını da engellemişti.
Ayı, bu fırsatı değerlendirerek önce yakınındaki Rice’a saldırdı.
Rice’ın üç metre geriye savrulup kayayı çatlatacak kadar şiddetli çarpışı sonucu HP’si %20’ye düşmüştü.
“T-tch-“
Rice, daha yeni kayaya çakılmıştı ki ayı işini bitirmek için yanında bitmişti.
Ama bu gerçekleşmeden önce Geeves çoktan ayağa kalkıp kılıcını ayının yan tarafına sapladı.
*RAAAHH!!*
Acıdan inliyordu ve %40 HP’si kalmıştı. Rice’ın işini bitirmek yerine Geeves’a yöneldi.
Bu esnada Rice, ayağa kalkıp başta planladıkları gibi ayının arkasından diğer ayağını da kesti. İki ayağının kesilmesiyle dizlerinin üstüne çöktü ve şimdi hareket edemiyordu.
“Hadi! Böğrüne saldır!”
“Uwoooohhh-!” 

*bam!* 

Geeves’ın Seviye 10 [Küçük Ayı]’ya sol yanından saldırmasının ardından tok bir ses duyuldu.
Ayı, âni vuruş nedeniyle sendeledi ve Rice da bu fırsatı değerlendirerek ayıya önden saldırarak onu geriye itti.
Geriye tökezleyen ayı, arkasındaki bir kayaya çakıldı. Ayının ağırlığından paramparça olan kaya, parçalanıp mağara olduğu belli olan bir deliği tıkadı.
“”Evet be!!””
Oyunu oynamaya başladıklarından beri bir türlü yenemedikleri ayıyı sonunda yendikleri için iki oyuncu da sevinç çığlığı attı.
Kayanın öylece nasıl parçalandığını merak ediyorlardı ama aslında o kaya, ayının ara sıra dayandığı veya kum torbası olarak kullandığı için zaten zayıf bir kayaydı.
Bunu bilmiyorlardı tabii ama bunun sonucunda Lucas’ın düştüğü delik kapanmış oldu. Kendilerince nedensizce kötü bir şey yaptıklarına dair bir his geçti içlerinden.
Geeves, bir süre heyecandan titreyen ellerine bakakaldı.
“Oğlum, böyle bir şeye bedavaya sahip olduğumuz için çok şanslıyız… Acaba bizimkilere de çıkmış mıdır?”
“Haha, Eğer onlarda da olsaydı, bu tesadüflükten çıkardı değil mi?”
Sonunda başarıya ulaştıktan sonra, [Portal]’a sahip oldukları için ikisi de gerçekten minnettardı.
“Belki de, haha. Hadi düşen eşyaları satalım da böylece zırh alabilelim.”
Bunun dışında artık onuncu seviyeye ulaşmışlardı ve şimdi meslek de seçebilirlerdi.
                                                            + + +
Böylelikle ayıyı öldürdükleri için 20 gümüş, diğer görev için de 10 gümüş elde ettiler. Sonrasında başka bir görev aktive ederek zincirleme görev olan “Canavarların İmhası” görevine devam ettiler.
Kurtların takım çalışmasıyla onları alt etmesi üzerine [Alfa Kurt]’a ölmeleri dışında, canavar avlamaya devam etmeleri dışında sıra dışı bir şey olmadı.
Zincirleme görevi tamamlamalarının ödülü olarak 10 Altın, [Drachedge]’te 500 Popülarite ve canavarlara karşı %10 hasar bonusu veren [Canavar Katili] ünvanına sahip oldular.
Yavaş ama istikrarlı bir şekilde seviyeleri yükseldi ve çok geçmeden çevredeki canavarlardan sıkıldılar.
Bu olaydan sonra, sonunda yolculuklarına başlamaya karar verdiler.

Bu arada zaman zaman, sokaklarda yürürlerken Geeves’ın feminem özellikleri ve Rice’ın havalı görüntüsünden dolayı ikisini bir çift gibi görüyorlardı ve her zaman onlara yol açıyorlardı. Tabii ki de bunun nedenini anlayamadılar. Rice’ın bu konuda şüpheleri olsa da bunlara inanmayı reddetti.

World Gate Online--10.Bölüm - Part 1


Bölüm 10: Başarının Hissi
Hikâyeyi baştan alalım. Bir oyuncu, karakterini  henüz oluşturmuş ve Güney Krallığı [Etrano]’nun başlangıç kasabası [Drachedge]’in meydanında doğmuştu.
Oyuncunun kısa siyah saçları ve onu gören erkeklerin bakakalacakları güzellikte narin bir vücudu vardı.
İsmi Geeves. Ve o bir erkek…
Onu tanıyanlar, etraftaki erkek oyunculara acıyarak bakıyordu. Onu tanımayanlar ise sadece güzel bir kız görüyorlardı.
“…Nedense baya dikizleniyorum… Beni mi gözlerine kestirdiler?”
Kendisi daha yeni bir oyuncu. Doğal olarak herkesin ona bakmasının nedenini, Geeves’ın partiye almaya değecek biri olup olmadığına bakmak için olduğunu zannediyor.
Yani bu konuda kesinlikle yanlış düşünüyordu ama yine de çok geçmeden birisi ona parti teklifinde bulundu.
Karşısındakinin onu başarıya götürecek bir Gümüş Kurtadam olduğunu fark etti.
“Hey sen, benimle parti oluşturmak ister misin? İkimiz de yeni başladık. Bence ikimiz açısından da kârlı olur.”
“Hmm… Herşeyden önce, bağlantılar önemlidir. Sonradan yararlı olabilir.”
Geeves, kurtadamı baştan aşağı süzerken sakince düşündü.
“Tamam, pekâlâ. Adım Geeves”
Kurtadamın yüzü, göstermemeye çalışmasına rağmen tiksinç bir ifade aldı.
“Benim adım Rice. Tanıştığıma memnun oldum Geeves.”
“Rice!? ‘Kanin’ gibi mi? Bir saniye…”
Geeves, ismi ilk duyduğunda şaşırmıştı.  Her şey bir yana, birinin kendine rice(pirinç) gibi aptalca bir isim koymasına düşündü ama sonra aynı isimde bir tanıdığının olduğu aklına geldi.*
*Bir önceki bölümde bahsedildiği üzere ‘Kanin’ de onların dilinde pirinç demektir.*
Kanin Fried, kolejde onunla aynı sınıfta okuyan sınıf arkadaşı.
Rice’ın o olup olmadığını düşündüğü için sorduğunda haklı çıkmıştı.
Geeves, şaşkına dönen Rice’a sonrasında kendini Gavin Fastmark olarak tanıttı.
Biraz lafladıktan sonra, ikisi bir parti oluşturdular ve önce etrafı gezmeye karar verdiler.
Geeves’ın canı sıkıldığı için canavar kesmek istedi.  Bu yüzden etrafı gezmeye bırakıp, doğu kapısına yönlendiler.
Nedensizce,  Geeves doğu kapısındaki gardiyanla konuştu.
Geeves, baya konuşkandır ve gerçek dünyada bile hiç tanımadığı bir kişiyle uzun uzun konuşabilirdi.
Bundan dolayı, ondan bir anlığına bile gözlerini çeviren arkadaşları, onu yabancı biriyle arkadaş olmuş gördüklerinde şaşkına dönüyorlardı.
Sadece gardiyanla konuşarak bir görevi aktive edince Geeves bile şaşırmıştı.
“Surların ardında bu civarlarda bir kasabaya canavarlar dadanmış. Canavarlar güçsüz ; gardiyanlar genelde onların hakkından gelebiliyorlar ama iyisi mi onları avlayarak gardiyanlara yardım edin.”
*Görevi kabul ediyor musun?
EVET        HAYIR
Geeves, heyecanla bir anda görevi kabul etti.
“Lan… Belki de önce Rice’a sormalıydım?”
Düşündüklerini onaylarcasına Rice sitem etti.
“Ne-Ne diye hemen kabul ediyorsun salak gibi? Neden önce bana sormadın?”
“Kabul etmeyecek miydin?”
Nedensizce Geeves’ın sesi istediğinden daha derin bir tonda çıktı.
Geeves, Rice’ın cevabını öngörerek içinden hep aynı şeyi diliyordu.
“Lütfen umursama. Lütfen umursama. Lütfen umursama. Lütfen umursama.”
Rice, görevi kabul etmeyecektiyse, biraz sıkıntı çıkarabilirdi bu.
Ama Rice yanlış anlamış görünüyordu ve alnından birkaç ter damlarken geri adım attı.
“Ha-hayır tabii ki. Her neyse, en azından bir dahaki sefere bana da sor!”
“Oluuuur ~”
Bir daha öyle bir patavatsızlık yapmayacağına ve Rice’a soracağına kendi kendine yemin etti.
İsim   Geeves    Seviye   1
Cinsiyet   Erkek   Para   1 A 20 G 50 B
Meslek   Acemi   Irk   İnsan
Sağlık   100   Mana   190
STR   100   INT 18
SPD   10   DEX   30
VIT   0   LUK   2
Pasif Yetenekler
Aktif Yetenekler
“Nee? Sıfır STR sıfır VIT… Canavarlara böyle nasıl vurabilirim?”
Durum penceresini açır açmaz, oradaki sıfırlara bakarak iç geçirdi Geeves.
Üstüne üstlük onun seviyesinde birine göre aşırı DEX puanı vardı. Bu STR ve VIT’ın sıfır olmasını açıklıyordu sanırım.
“LUK puanım da 2… Şans benden yana değil sanırım.”
Aslında şansın bununla alakası yoktu. Rice’ın da LUK puanı ikiydi ama şanssız gibi görünmüyordu. Belki de ‘şans’ kişiden kişiye, şansı ne olarak gördüklerine göre değişiyordu.
Geeves, kasabaya kadar canı sıkkın bir şekilde Rice’ı takip etti.
                                                                 +++

“Baya çabuk bitti.”
“Aynen. Kesme saldırılarının işe yaramayacağını düşünüyordum ama yumruk ve tekme de bu işi halletmeye yetermiş.”
İlk başta Geeves, sadece Rice’ın yanında asalaklık yapıyordu.
Kesici ve dalıcı saldırılar işe yaramayacağı için [Acemi Hançeri] etkisiz kalıyordu. Bu yüzden yumruk ve tekme saldırılarına yüklendiler.
Yine de saldırı gücü olmayan Geeves, Rice’ın yanında asalaklık yapıp önce EXP kazanması gerekti.
Geeves, bir seviye atladığı anda bütün stat puanlarını STR’ye ayırdı ve sonunda saldırıya o da hazırdı.
Kasabaya geri döndüklerinde hızlıca gardiyanı buldular ve hemen ödüllerini aldılar.
Gardiyana teşekkür edip canavar avlamaya devam etmek üzere yola koyulacaklardı ki gardiyan sözüne devam etti.
“Aslında, yakın çevrede bir ayı görüldüğüne dair söylentiler var. Sizden bunu doğrulamanızı istesem sakıncası olur mu? Gerçekten bir ayı varsa ve mümkünse onu yok etmenizi istiyorum.”
*ting*
*Görevi kabul ediyor musun?
EVET         HAYIR
“Zincirleme Görev!!!”
Geeves ve Rice aynı anda aynı şeyi düşünmüşlerdi.
Bu sefer Geeves, düşüncesizce direk kabul etmeden önce Rice’ın kararından emin olmak istedi.
Sonunda ikisi denemeye karar verdiler ve görevi kabul ettiler.
[Pliht Ormanı]’nın derinlerine indikçe, [Küçük Ayı]’ya dair bir iz aramaya devam ettiler.
“10 Gümüş, 10 Gümüş, 10 Gümüş, 10 Gümüş, 10 Gümüş.”
Yürüdükçe Geeves’ın gözleri ödülü düşünmekten gümüşe dönmüştü. Tabii bir süre sonra hevesi yok oldu ve tamamen canı sıkılmıştı.
10 Dakika geçtikten sonra sonunda bir ipucu buldular.
Karşılarındaki ağacın bir dalı kırıktı ve daha yakından baktıklarında yerdeki dalda ayı pençesine benzer pençe izleri vardı.
“Söylenti gerçekmiş.”
“Aynen. Tetikte ol.”
İkisi de ciddi moda geçtiler ve [Acemi Hançer]lerini çıkardılar.
Ama hiçbir şey olmayınca Geeves, tekrardan sıkılmaya başlamıştı ki Rice, onun ağzını kapadı.
“Şşş! Bir şey duyuyorum…”
“Neyden bahsediyor? Burası çok sakin…”
Rice aniden bağırdığında Geeves, onun gerçekten bir şey mi duyduğunu yoksa sadece yaprakların hışırtısını mı duyduğunu merak ediyordu.
“Orda!”
“Ne! Hey beni bekle!”
Rice, Geeves’ı nerdeyse arkasında bırakacak kadar hızla depar attı gösterdiği tarafa doğru.
Geeves, Rice’ın tepkisine sadece iç geçirmekle kaldı.
“Gözünü seveyim. Anladık, ayıyı bulmak istiyorsun ama sanki ayı ordaymış gibi yaprak hışırtıları duyduğun yere koşuyorsun…”
Geeves, sonunda ormanın içinde ufak bir açıklıkta, aniden duran Rice’a yetişti.
“Hey! Sana bekle dedim!..........O ne be?”
“Gerizekâlı! Bağırman şart mıydı?”
Geeves’ın gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Şaşkındı çünkü Rice’ın düşündüğü gibi ses gerçekten de bir ayıya aitti. Hatta uyuyan ayının horultusunu duymuştu Rice.
“Sesimi duymuş mudur!?!??”
Kendilerini dev bir gölgenin içinde bulup karşılarına baktıklarında, ayı çoktan ayağa dikilmişti.
Ayının normal bir insan üç kat daha büyük cüssesi, parlak siyah tüyleri ile iri ve sıkı uzuvları vardı.
Ona bakınca Geeves’ın ve Rice’ın yüzleri seğiriyordu.
“B-bi saniye…. B-b-bunu konuşarak halledebiliriz, demi?”
Geeves, bu işi tatlı dille çözmeye çalıştı.
Tabii ki ayı cevap vermedi. Hatta gözleri parlayan ayı, saldırmak üzere dev kolunu havaya kaldırdı.
*RRRAAAAAAAAAAAAAAAAAHHHHHHHHHHHHHHH!!!!!!!!* 

*BAM!* 

İkisine doğru kolunu savurdu. Onlardan geriye toz bulutu kalırken bu savuruş onları üç metre öteye savurmuştu.
“Hass… Başka seçenek yok. Geeves, tüyelim!”
“T-tch! İyi fikir!”

O darbeden sonra STR ve DEF farkından dolayı ve başlangıç zırhı kullandıkları için ikisinin de HP'si %70 azalmıştı. Kaçıp strateji oluşturmaktan başka çareleri yoktu.

World Gate Online--9.Bölüm - Part 2


 Geeves'ın Rice'a danışmadan aniden görevi kabul etmesi Rice'ın yanaklarının seğirmesine neden oldu.
"N-Ne hemen kabul ediyorsun salak gibi? Neden önce bana sormadın?"
"Ret mi edeceksin?"
Geeves'ın insanın ruhuna işleyen bakış atışı ve soğukkanlı bir ses tonunda söyleyişi Rice'a biraz geri adım attırdı.
"Ha-Hayır... Her neyse, bir dahaki sefere önce benim fikrimi de sor!"
"Pekiiii-"
Rice'ın cevabıyla beraber Geeves'ın tavrı, 180 derece dönüp yine aldırış-etmez moda geçti.
"Bu çocuk beni delirtecek... Sanırım bu çocuk gerektiğinde ortaya çıkan tiplerden... Yine de öyle soğuk bir bakış atmasına gerek var mıydı?"
Rice, Geeves'ın bu sağı solu belli olmaz tavrına tekrar bir iç geçirdi.
*Resim* Canavarları Yok et
Şehrin Gardiyanları komşu kasabaya dadanan canavarları yok etmenizi istedi.
Yapmanız Gereken: 10 tane [Mavi Sümüksü] ve 10 tane [Kırmızı Sümüksü] yok et
Zaman Sınırı: N/A
Zorluk: F
Ödül: 2 Gümüş

"Oo, sadece sümüksülermiş."
"Gördün mü? Endişeleniyordun bir de."
"Tamam tamam, ama 2 gümüş ha..."
Rice ödülü görünce homurdanmaya başladı.
Yeni başlayanlara 1 altın, 20 gümüş ve 30 bakır veriliyordu.
1 Altın, 100 gümüşe ; 1 gümüş de 100 bakıra denkti.
Rice, bu evrende fiyatların nasıl işlediğini öğrenmek istemişti. Böylelikle umarsızca para harcayıp pahalı ama kalitesiz eşyalar satın almayacaktı. Sonrasında etraftaki dükkanlara bakıp onların değerlerini ölçerek para kazanmanın ne kadar zor olduğunu öğrenmek istiyordu.
Yani 20 Sümüksüyle 2 gümüş kazanabiliyorlardı. Bu mantığa göre 1 gümüş, 10 Sümüksü avlamaya eş değerdi.
"Hmm, Sanırım başlangıç için az para he?"
Baş ağrıtıcı olması dışında, 20 gümüş kazanmak o kadar da zor olmamalı. Bu sonuca bakarak, iyi silahların ve ekipmanların fiyatları muhtemelen altınla hesap edilirken ; normal silahların ve ekipmanların fiyatları gümüşle ve bakırla hesap ediliyordu.
Öyleyse, 20 gümüş elde etmek fena değildi. Ama 1 altın kazanmak için 100 gümüş biriktirmek? Rice, para kazanmanın ne kadar zor olduğunu düşününce sadece iç geçirdi.
"Her neyse, daha sadece birinci seviyeyiz. Ne kadar güçlenirsek, daha zorlu yaratıklarla karşılaşır ve daha fazla para kazanırız. Sadece bunu düşünelim."
"Kasaba ne tarafta?"
Geeves, bir an önce işe koyulma umuduyla gardiyanlara sordu.
"Bu doğu kapısından çıktığınızda, sizi kuzeye götürecek bu yolu takip ederseniz, köyü hemen yakında göreceksiniz. Ödülünüzü de köydeki gardiyanların herhangi birisinden alabilirsiniz."
"Anlaşıldı. Öyleyse yola koyulalım."
Böylelikle Geeves ve Rice, yolculuklarına başladılar.
Bu arada Geeves'ın şuanki durumu şu şekilde.
İsim       Geeves               Seviye  1
Cinsiyet Erkek   Para       1 G 20 S 50 C
Meslek Acemi  Irk          İnsan
Sağlık    100        Mana    190
STR        0            INT         18
SPD        10          DEX        30
VIT         0            LUK        2

                                                               +++
"Çok çabuk bitti."
"Aynen. Onları kesmenin yeterli olmayacağını düşünmüştüm ama sadece yumruklamak ve tekmelemek bile yetermiş."
Yeterli sayıda Sümüksü kestikten sonra, Geeves ve Rice ödüllerini almak için bir gardiyanın yanına gittiler.
"Ah evet. Zaman ayırdığınız için teşekkürler. Bu da ödülünüz.”
"Teşekkürler."
Ödüllerini aldıktan sonra şehre dönüp daha büyük ücretli başka bir görev arayacaklardı ki gardiyan konuşmaya devam etti.
"Aslında, bu yakınlarda görüldüğü söylenen bir ayı var. Sizden bu olaya bakmanızı istesem? Doğruysa, onu yok etmenizi istiyorum."
*ting*
Görevi kabul ediyor musunuz?
EVET            HAYIR

"Zincirleme görev!!"
Geeves ve Rice aynı şeyi düşünmüştü.
Bir görevi bitirdikten sonra başka bir görevin ortaya çıkması zincirleme görevdi.
Zincirleme görevler genellikle hikâye içerirdi. İkisinin de şaşkınlığının nedeni, sadece canavarları yok ederek Zincirleme Görev'e ulaşmalarıydı.
"Sa-Sakin ol  Geeves. Bu görev sonuncu olabilir, o yüzden varsayımlarda bulunmak için daha erken."
"Fark etmez. Denememiz lazım!"
Bu işin sonunda mutlu olacaklarını düşünerek ikisi de bu görevi kabul etti.
Bu sefer, kasabaya birkaç dakikalık mesafede bulununan [Pliht Ormanı]ndaki [Küçük Ayı]'yı bulmalarını istemişlerdi onlardan. Görev başlığı : [Canavarların İmhası II]
Ödül bu sefer 10 gümüştü. Ve eğer [Küçük Ayı] yok edilirse, ödül daha fazla olacaktı, yani öyle söylediler. Sümüksü başına 2 gümüşten sonra iyi kazançtı. Bu, onlara görevin ne kadar tehlikeli olabileceğini gösteriyordu.
İkisi de [Yumruk] ve [Tekme] yeteneklerini sürekli kullanarak 5.seviyeye yükseldiklerinde [Darbe] yeteneğini öğrenmiş olsa da düşman hakkında hiçbir şey bilmiyorlardı. Bu konuda gerginlerdi.
[Kurtlar], birçok yönden sümüksülerden farklı. En başta görünüşleri farklı. Sümüksüler, sürekli hareket ettirdikleri jölemsi maddeden dolayı aslında şirin görünüyorlardı. O yüzden onların karşısına çıkmak o kadar da zor değildi. Ama [Kurtlar], bildiğimiz kurt. Kötü, güçlü ve sert... Ulumaları ve bakışları, öldürme niyetiyle dolup taşıyordu. Herhangi bir insan, sadece onlara bakarak onlardan ürkebilir.
Ama ne kadar Kurt dahi olsan, bir şey uğruna kendi korkularınla yüzleşmen gerekir. Bu, sevdiklerin, ailen, arkadaşların, gururun, amacın veya onlarınki gibi para uğruna olabilir.
"O zaman avlanmadan önce potlarımızı yeniden dolduralım."
"Daha fazla para kazanmak için sabırsızlanıyorum!"
Pot satın aldıktan sonra ikisi [Küçük Ayı]yı bulmaya koyuldular.
"Her şey iyi, hoş da burada nasıl ayı bulacağız be? Bir saniye... Ayılar burada bile ortaya çıkıyor mu?"
Daha beş dakika bile olmamıştı ki Geeves hayıflanmaya başlamıştı.
Aslında haklıydı. Pliht Ormanı'nda, sümüksülerin aksine hareket edemeyen bitki tipi canavarlar olması gerekirdi sadece. Bu orman aslında hasat edilebilecek birçok bitki barındırıyordu. Bu yüzden kasabalılar, gerekli otları bulabilmek için buraya güvenle girip çıkabiliyorlardı. Ta ki bir ayı görene kadar...
Tabii ki bu olayı halletmeleri için gardiyanlardan yardım istediler ama ayıyı bulmaya her gittiklerinde onu bulamadılar. Bu yüzden ayının söylentiden başka bir şey olmadığı düşünülüyordu.
Yine de ayıyı gördüğünü söyleyen kasabalıların ormana tekrar girmeye çekinmesi üzerine kasabanın bitki stokları azalmaya başladı.
Plight Ormanı, Lucas'ın ve partisinin girdiği kuzey kapısıyla doğu arasındaki Steolst Ormanı ile bitişikti. 60.Seviye Boss olan [Kızıl Kurt Adam] ile karşılaştıktan sonra, koşarak kaçan Lucas, başka bir ormana girdiğini bile fark etmeyip sonunda mağaraya düşmüştü.
"Denemekten zarar gelmez diyen sensin. O yüzden kes sesini ve etrafı kolaçan et."
"Böööööö."
10 Dakika kadar daha yürüdükten sonra bir anormallik sezdiler.
Önlerindeki bir ağacın bir dalı kırıktı. Daha yakından baktıklarında bir ayının pençe izini gördüler kırık dalda.
"Gerçekmiş."
"Aynen, savunmada ol."
İkisi de ciddi moda geçti ve [Acemi Hançer]lerini çıkardılar.
Biraz daha yürüdükten sonra Geeves yine sıkılgan moda geçmişti ki Rice bir şey hissetti. Aslında bir şey duydu.
"Aaah, hâlâ bir iz yok buoğ-!?"
"Şşşt! Bir şey duydum..."
Geeves, çok gürültü çıkardığı için Rice eliyle onun ağzını kapatıp sesini kesmişti. Gözlerini kapatıp odaklanmaya ve sesin nerden geldiğini bulmaya çalışıyordu.
………………………………………..*suuuu*
"Orda!"
"Ne- Hey, beni bekle."
Geeves'ı umursamayan Rice bu şansı kaçırmamak için sesin geldiği yere koşmaya başladı aniden.
Sonunda küçük bir açık alana çıktığında ayı oradaydı ve duyduğu ses ayının nefes almasından başka bir şey değilmiş.
"Hey! Bekle dedim..........Bu ne beee?
"Salak! Bağırmak zorunda mısın!?"
Genişçe bir gölge etraflarını kapladı. O yöne baktıklarında ayının çoktan ayağa dikildiğini gördüler.
Ayı, ortalama bir adamdan 3 kat daha büyüktü. Parlak siyah tüyleri ve şişkin ama sert görünen iri uzuvları vardı.
Geeves'ın ve Rice'ın yüzleri seğiriyordu.
"He-Heeey...B-bu-bu konuyu konuşarak halledebiliriz. Demii??"
Geeves konuşmaya çalıştı.
Tabikii de ayı cevap vermedi ve koca kolunu başının üstüne kaldırarak ikisine dik dik baktı.
*RRRAAAAAAAAAAAAAAAAAHHHHHHHHHHHHHHH!!!!!!!!*
*BAM!*
Kolunu ikisine savurduğunda, arkalarında toz bulutu bırakarak geriye doğru 3 metre kadar uçtular.
"Hass... Çare yok. Geeves, kaçalım!"
"T-tch! Tamam!"

O darbeden sonra STR ve DEF farkından dolayı ve başlangıç zırhı kullandıkları için ikisinin de HP'si %70 azalmıştı. Kaçıp strateji oluşturmaktan başka çareleri yoktu.

7 Gece Bölüm 2: Efsanevi Bıçağı Kullanmak 2. Kısım





 Suijou Akademisi (bizim okul) hem ortaokul, hem de lise olsa da, bu ikisinin birbirinden ayrı olduğu anlamına gelmez. Belli yerleri, iki okul binası da kullanabilir. Bunlar; kantin, bir spor salonu, kulüp odası binaları. Betonarmeden yapılma, karma karışık üç katlı kulüp odası, tek kelime ile “kaos”du.
 “Tuhaf bir koku veya bir şey var gibi…”
 Başladığından beri, çeşitli kulüplerin ıvır zıvır ve hurdaları koridorun her iki tarafını işgal ediyor.
“Ah, ama bu eğlenceli. Etraftaki çöplerin kokusu harika hissettiriyor.”
“Tanrım… Burada da soğuk tavrını devam ettirebildin.”
 “Böyle olmaya alışacaksın. Buraya ilk gelişin mi?”
“İlk değil, ama… Buraya senin kadar alışkın değilim.”
“Eh, alışsan iyi edersin. Ya da sen başka bir yer düşünürsün.”
“Burada iyiyim. Buraya alışırsam iyi olacağımı düşünüyorum. Bu kötü koku devam ederse iştahımı kaybedebilirim.”
O bunları söylerken, ikinci duvara döndüm. O kapıda yazan tabelaya baktı,
“SF* Çalışma Gurubu…? Garip ilgi alanların var.”
“Üzgünüm ama ben tenis kulübündeyim. Bu benim kulüp şefi olan arkadaşımın.”
 Sözü açılmışken üniforma ve raket(zaten kullanılmış) gibi atılmış şeylerden dolayı, nem ve çok kötü bir kokunun yayıldığı ısının bulunduğu tenis kulübü odası, kesinlikle yemek için iyi bir yer değil.
SF’nin kapısını tıklattım, cevabı beklemeden kapıyı araladım. Kapı kilitli olmadığından, kolayca açıldı. Kulüp odasında kimse yoktu.
“Gel.”
“Ü… Üzgünüm, izinsiz g…”
Akeno girmekte kararsızdı. Sonra çığlığı bastı.
Peki, muhtemelen bu tepki normal bir tepki.
Altı geniş hasırdan yapılmış kulüp odası, raflarla çevriliydi. Raflarda paketlenmiş kitap ve mangalar var.  Rafların üstünde,  figürler ve plastik modeller, geniş ve ufakça sıralı, tavan anime posterleriyle dolu, yeni ve ikinci el video oyunları TV raflarının altında, PC masasının üzerinde bir lise öğrencisinin alamayacağı, ticari kartlar masaya saçılıydı. İlk odaya girişimde ben de tükenmiştim.

“Yeterli mi?”
 “…bunun için üzgünüm.”
 Onu sıraya (en kötüsüne hazırdı) yönlendirdim, ben de masanın önündeki sandalyeye oturdum.
“Peki, burada konuşabiliriz, sadece etrafı görmezden gelelim.”
 Bunu acı bir şekilde söylerken, yemek kabını çıkarttı. Ufacık, tatlı, pembe mavi kutu muhtemelen onun. Ve normal boyda, mavi, köşeli kutu ise---
“Al.”
“Te-Teşekkür ederim.”
Akeno’nun verdiği yemek kutusunu çekingence kabul ettim.
“Gergin ve endişeli olmalısın…”
 “Pek önüne geçebileceğim bir durum değil.İlk defa bir kızdan yemek paketi alıyorum. Bu durumlarda nasıl davranılır bilmiyorum…”
***Bilirsiniz animelerde kız karakterden bentou almak önemlidir
“Benim de ilk seferim. Bana yardım ettiğin için bir şekilde borcumu ödemeliydim. Bu aklıma gelen tek şey.”
 O bunu açıkça söylerken, bir sonraki tavrı için kaşlarını çattı.
“O zaman, özür dilemeliyim. Üzgünüm… bir çok kez sana vurduğum için.”
 Bunu başını eğerek söyledi.
“Ben… Sorun yok. Rüyada olanlar gerçekte olacak demek değildir. Ayrıca, kendini korudun, bence, benim zaten beklediğim bir hareketti.”
Takip etme nedenimi söyledim, ama sonra,
“… … Peki o zaman, kabul etmeyecek misin?”
 Boşu boşuna somurtmuştu.
 “Hayır, şey, demek istediğim o değildi. Demek istediğim şey, yemek kutusu aldığım için minnettarım. Yani, “ödünç vermek ve almak” durumu yok, değil mi?”
 Sonunda gülümsedi. … … Bence sinsi bir gülümsemesi var.
 Tekrar sakinleştikten sonra, yemeğe yumulduk (itadakimasu!). Ve yemek kutularının kapakları açıldı. Üzerine kraker serpilmiş pilav ve salata diziliydi. Aslında annem yemek kutumu akşamdan kalmış yemek artıklarından hazırlardı ama bu özellikle hazırlanmış bir kutuydu. Akeno’nun annesine göre kötü değil.
Yemek çubuklarımla, ayrılmış krakerlerden bir parça ağızıma götürdüm. Diğer yemek kutularındakilerle karşılaştırılınca, bu kıtır kıtırdı ve sulu değildi, patates ve boylu boyunca yayılmış et parçalarının lezzeti. Kötü değil!
"... ... ..."
Sonra, Akeno ile göz göze geldik. Akeno yemek kutusuna dokunmamıştı ve soğuk bir yüzle yemeği tatmamı izliyordu.
"? Sorun ne?"
"Ah, hiçbir şey... . Tadı nasıl?"
 “Çok lezzetli. Sadece krakerler için konuşursak, anneminkinden daha iyi.”
 Açıkça söylersem. Daha nazik bir şekilde “Hele şükür” diye homurdandı.
“Sabah yemeği aceleyle hazırlamıştım yani yemekten emin değilim, ama bunu sevebildin sanki. Gururum okşandı ve mutluyum, teşekkürler.”
"... ... ... eh"
*çat* yemek çubuklarım durdu. Ani bir dürtü ile ona baktım. Bu cümleler, o anlama gel---
“eh? Doğru mu, bu… sen mi hazırladın bunu …!?”
“Evet, ne olmuş yani?”
"... ... ..."
Yalnız neydi bu! Yani erkekler istediğinde kızlar bir yemek kutusu hazırlar…!!
“Bu, bunun için mi?! Bunu hazırladığım için şaşırma. Ben de hayliyle yemek yapabilirim!”
“Hayır, onun için değil, onun için değil…”
Ah, duygularımı düzgünce ifade edebildim mi acaba? Zor zamanlarda kızların hislerini anlayan erkekler çok romantiktir---
“… Diyorum ki, ben yemek kutusunu annen hazırladı sandım. Senin bunu hazırlaman, baya güzel…”
“…ah, teşekkür ederim, beğendiğin için. … Utandım.”
Mahçup bir şekilde başını kaldırdı ve saklamaya çalışıp kendi yemeğini yemeğe başladı. Belki bu Nuzumu’nun demeye çalıştığı şeydir. Gidişata göre, o da iyi bir kişiliğe sahip gibi. Şimdi erkeklerin neden ona âşık olduklarını anlıyorum. Yani, Sakuya'cığım demek oluyor ki, el yapımı yemek kutusunu kabul ederken minnettar görsen de, bu onun sonunda senle ilgilendiği anlamına gelmez, değil mi?
Bu düşünceler benimle savaşırken, yemek kutusundan yediğim yemekle tıkanmıştım…
"... ... uuuhhhh ... "
Bir yerlerden bir inilti duydum.
“! Bu da neydi şimdi…?”
Akeno’yla endişe içinde odaya göz gezdirdik. Geçen geceki kâbus yüzünden ürkmüş olmalıydık. Bu sırada, “bu mümkün değil,” diye düşünüyorduk, ürkeklik tedbirli bir harekettir.
"... ... uuuu ... uhn ... "
Tekrar duyduk! Yakınlardan geliyor, bu odada mıydı? Odayı ne kadar gözden geçirdiysek de tuhaf bir şey göremedik.
"----- kya !?"
Akeno yüksek bir çığlık attı. Bir bacak sıranın üstüne fırladı. Eteğinden açıkça beyazlığı görürken, içgüdüsel olarak yemek çubuklarını bıraktım.
“Aşağıda!! Aşağıda bir şey var…!!!”
 Ve, o açıkçası şaşkın değildi. Sıranın arkasından fırladı ve kapıya gitmek için koştu. Oturdum ve karşıdan sıranın altına baktım. Aralıktan, bir şeyin süründüğünü gördüm. Sürünürken hışırtılı bir ses çıkartıyordu.
“O”nun iki kolu, iki bacağı ve bir kafası vardı. “O” vücuduna bina içi ayakkabısı, pantolon ve takım giymişti, diğer bir değişle, insandı.
"*esner*"
 “O şey” uyanırken yüksek sesle esnemişti. Bir çift gözlük ve dağınık saçla,
“Ah, bu Sakuya-kun olmalı. Ve sonra… ve, şey, bu kız?”
“O” Teru-san’dı.
“Sen, her yerden çıkıyorsun…”
Acı acı güldüm. Akeno hâlâ söyleyecek söz bulamıyordu.
“Sadece kısa bir öğle arasıydı. Mükemmel, değil mi? Burayı sığıyorum, yani nöbetçi öğretmenler tarafından yakalanmak konusunda bir endişem yok.”
“Anlıyorum, yani Teru’nun sabah derslerini astığı ve uyuduğu yer burası.”
“Düzelteyim. Beden Eğitimi* dersinden çıkmama izin verikdi.”
“*soluklandım*Yani bu sana göre doğru, burslu biri olarak?”
“Dersime çalışıp geçtiğim sürece Bursiyer Ofisi sorun etmiyor.”
Hiruma bunu derken utanmadan omuz silkti.
Suijou Akademisi’nde, “özel ders” öğrencileri var. Normal öğrencilerle karşılaştırırsak, bunlar “özel ders öğrenciler” (bursiyerler) öncelikli olarak finansal destek verilen öğrencilerdir. Öğrenci notlarına bağlı olarak, ücretsiz burs, taksitli burs ve aylık burs gibi çeşitli burslardan yararlanırlar. Teru-san da onlardan biri.
 “Dünden beri tek…”
Akeno sakinleşirken onu selamladı. Bu, ikisinin dün sabah boş konuşmakla meşgul olduğunu anımsattı (Teru-san muhtemelen diğer insanları hatırlayamadığından, Akeno’yu tanımadı).
“Tekrar selamlaşalım. O arkadaşım ve SF grubunun başkanı. Hiruma Teruhiko …eh…”
Bunları söylerken beni rahatsız edici bir his kapladı. İkisi, bana tıpkı şüpheliymişim gibi bakıyorlardı.
“Nasıl söylesem yani, önce kendimizi tanıtmamalı mıyız…”
“Ah… hatırlattı.”
En azından isimleri kendi ağızından duymuyordum. Teru-san depresif hislere gömülmüş bizi merakla izliyordu.
Tekrar kendimizi tanıtıp, yemeğe tekrar başladık. Akeno ve ben yemek kutusundan ve Teru-san ramen kasesinden yerken, iki gündür gördüğümüz rüyaları tartıştık. (Klüp odasında bazı ayrılmış aylık ramen ve suyu ısıtmak için elektrikli tencere bulunuyor)
Gerçek ıssız şehir, Akeno ve benim aramda çekişmeli ve anlaşılmaz bir tartışma, canavar ejderhanın bize saldırması, kendine Valkyre  diyen kadının bizi kurtarması… … Akeno’nun rüyasında ve benim rüyamda olanlar… hemen hemen eşleşiyor. Bu demektir ki,
“*İki insan aynı rüyayı yaşıyor* geçerli bir sonuç olmalı… …”
Teru-san yemeğini kıtırdatırken bize endişe ile baktı.
“Ama bu ‘değişimle aynı rüyayı görmek’ demek değil. Rüyanın ortasında Hoshi-kun Kasugamori-kun’un kendi ad ve sınıfını söyledi. Onun bilgi alması, bu sadece onu ziyaret ettiği anlamına gelir, böylece karşılaşıldı, kısaca, rüyada bir bilgi alış-verişi olmalı. İlgi çekici. Ve çok ilginç…”
Ramen suyunu yudumlayıp, onaylarcasına başını salladı. Bu ya tamamen gerçek bir rüya ya da rüyadaki ejderha ile baya ilgili bir rüya olduğu belli oluyor.
“İki yabancı aynı rüyada karşılaşıyor… Anlayamadım. Böyle olsa da olayı tamamen açıklayamıyor…”
“Eh, mantıksal karşılığı hakkında konuşursak, bu açıklanamaz.”
“Ah, tabii ki. İki insan bir ‘kontrollü rüya’ görür.”
“Kontrollü Rüya?”
Teru-san soğutucudan cam şişeli Zencefil Gazozu çıkarttı ve elimize tutuşturdu (şüpheyle salladık), sonra da açıkladı,
“Basitçe açıklarsak, rüyalarında senin uyanık olmanın anlamı; bu cidden “kontrollü rüya”.
Rüyada olduğumuzun tamamen farkındayken tuhaf şeyler yaşıyoruz, ama nadir de olsa, bu olayın bir açıklaması var, bu kadar gizlemli olmamalı. Sonuç olarak yarı-bilinçli bir beyinle, rüyadayken uyanık kaldık. Kontrollü bir rüyada beş duyu da tıpkı gerçek hayattaki gibi kullanılabilir.
“Kertenkele tipli canavara gelince, besbelli rüyanın yan ögesi. Yaratılmış olması mümkün çünkü Sakuya-kun muhtemelen yusufçuktan korkan küçük kızın şövalyesi olmayı diledi. Ya da bu yüzden Kasugamori-kun muhtemelen yusufçuktan korkan küçük kız olmayı diledi.
Teru-san böyle bir anlam çıkarırken, Akeno’nun dudaklarından bir bağırış çıktı,
“Ben böyle bir şey dilemedim. Öyle olsaydı, bir şövalye için daha güvenilir bir insan tercih ederdim.”
“Sanki ben öyle bir şey diledim de. Hatırladığım korkuyu, bir şövalye olarak kesemiyorum. Bunun yanında, ben bir canavarı vurup devirebilecek biri değilim.”
Sert sözlerimi duyduktan sonra, Akeno ağzını kapattı. Teru-san’ı izlemek için hazırlandım,
“Ya da buranun için, insanlar rasgele partner olak seçiliyor olabilir mi?”
“Bunun anlamı, çıkmazda kaldık. Bu noktada Valkyrie’ın kendisi olsa da tereddüt etmiş olabilir. Bu rüyadan yaratılmış olabilir mi? Ya da gerçekten orada üç kişi mi var?”
Teru-san masaya yığılırken, bir yudum zencefilli gazoz yuttu. Akeno ona şaşkın gözlerle baktı. Ben de aldığım içeceği tek seferde içtim.
“Onun gerçek olması mümkün mü? Gerçekten yaşıyorsa, bence süper-insan olmalı.”
“Aslında değil. Gerçekte, bu kadar çok gücü saklayamaz. Sadece rüyada süper insana dönüşebilir. Bu rüyayı kontrol etmesi mümkün olmalı.”
“Rüyayı kontrol etmenin bir yolu mu?”
“Normal bir rüyada, onun gördüğü birini tanımasının bir yolu yok. Yani dünyada olanların dışında olsa da, sağduyu içinde gördüklerini sadece o takip edebilir. Süper insan tarzı bir şeyler yapmak bir tür zihin hâkimiyeti gerektirir.”
Tabii, örnek verirsek yarattığım rüyada herkes fundoji* giyebilirdi; ve “Bu çılgınlık” diye düşünebilirdim. Ben de fundoji olabilirdim.
 “Ama senin isteklerin kontrollü bir rüyada açıkça bellidir. Bunun bir rüya olduğunu bilirsin. Yarattığın bilinç altında durduğunun farkındasındır. Bu dünyada, tıp kuralları ve sağ duyu üzerinde de olsa isteklerin üstünlük sağlayabilir. Fantastik zırh giyen, ejderhalarla konuşan, büyü kullanan, her şey mümkündür. Her şey biri’nin isteğine göre değişebilir. … … Yani siz çocuklar da değiştirebilirsiniz.”
 “Bizde mi? Emin misin?”
“Hepsinden önce, kendinize inanmaya başlayın. Sağduyunu korursan ve “Bunu yapamam”- gibi düşüncelerin hiçbirini yapamazsın.”
Teru-san masaya koymadan önce, şişedeki son damlayı dikti.
“İyi, bu gece bu uyku boyunca bazı oyuncaklarla, denenebilir. Şansınız varsa, rüyanda bunlar olacak ve bazı şeyler için onları kullanabileceksin. Eğer uçabilirsen başına taketonbo* ekle.”
“Bir taketonbo geleceğe ait bir şeye dönüşebilir mi?”
“Öyle. Gereçlerini kaybetsen de, uçabilirsin. Bu kolayca hayal edilebilir.”
Bu gece aynı rüyayı görebilirdim. Yani Teru-san’ın tavsiyesine uyacağım. Yine de yarın okuldan sonra burada buluşacağız, yani bu günlük çıktık.
Sonunda Teru-san bana ve Akeno’ya bir parça kağıt uzattı.
“Burada sadece üç kişi var. İkiniz için değil, bu kulüp bozulur ya da sorun yaşar diye. Lütfen iş birliği yapmayı düşünün---“
 Kağıtlarda “SF sınıf kulübü kayıt formu” yazıyordu. 

Çevirmenden Notlar:
*SF araştırğım kaynaklara göre bilim kurgu anlamına gelmektedir.
*PE'yi Beden Eğitimi olarak çevirdim.
*Fundoji'ye baktım ama bir şey bulamadım :/
*Taketonbo elle uçurulan bir tür oyuncak.

Çeviri: Anka

Twitter

Sohbet

Yeni Bölüm Geldiğinde Haberin Olsun

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Copyright © 2013 Aozora Çeviri Grubu - Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan